Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Bunun sebebi kendi ekseni etrafında dönüş süresi ile dünya etrafında dönüş süresinin aynı olmasıdır: 27,32 gün. Kombine (bileşik) dönüş diye de anılan ve Dünya ile Ay arasındaki karşılıklı kütle çekişinin (gravitasyon) sonucu olan bu dönüş nedeniyle, Dünya’dan Ay’ın hep aynı yüzü görünür.

Fakat benim burada asıl değinmek istediğim, bilimsel gerçekliğinden çok bu durumun insan ilişkilerindeki tarafların durumuna inanılmaz benzerliğidir. İlişkilerde de bir süre sonra aynı tarafın göründüğü yüz devreye girer ve kişiler birbirlerine hep aynı ön yargıyla bakarlar. İnsanlar, belirli bir aşamadan sonra karşılıklı olarak tıpkı Dünya ve Ay’ın birbirlerine karşı olan durumu gibi bileşik dönüşe girerler. Bu dönüş sonucunda insanlar birbirlerinde bildik, alışık yüzü görürler ve sonuçta kanıksanan bir süreç ortaya çıkar. Tarafların birbirlerine gösterdiği yüz, aslında aydınlık olarak bilinen yüzdür. Kişiler tarafından anımsanması gereksiz sayılan eski duygular, unutulan yaşanmışlıklar hissedilmez ve olası hazinelerin zenginliği karanlıkta kalan öteki yüzün derinliğinde unutulur.

Reklamlar

Güç Savaşları

Bir güç hiçbir zaman uzun süre birilerinin elinde kalamaz! Bir defa güç elde edildikten sonra, gücü elde edenler arasında da paylaşım savaşı başlar. Temel döngü şudur aslında: önce rakipler indirilir (susturulur veya bastırılır), sonra da güç sahipleri arasındaki savaş başlar. Gücü elinde bulunduranlar aralarında savaşırken diğer yandan da bastırılan rakipler tekrar güçlenmeye başlar. Bu durumda gücü elinde buluduranlar güç kaybeder, döngü devam eder..

Anlamsız Hayatlar

Tanıdığınız herkes, siz, ben ve bildiğimiz her şey bir gün bu evrenden silinip gidecek. Çok anlamlı olduğunu düşündüğümüz hayatlarımızın aslında zerre kadar bir değeri yok. Gözlemlenebilen evrende yüz milyarlarca galaksi, her bir galaksinin içinde yüz milyarlarca güneş ve onlardan kat kat fazla gezegenler olduğunu düşünürsek, Samanyolu Galaksisinin bir kıyısında bulunan güneş sisteminin içindeki sıradan bir gezegen olan Dünya’da yaşayan bizlerin, bu boyutlardaki bir evren ile karşılaştırıldığında hiçbir önemi yoktur! Bu boyutlardaki bir evren ile karşılaştırıldığında, insanın bırakın diğer hayvanlardan üstünlüğünü, bir sinek veya mikroptan hiçbir farkı yoktur.

Kesin olan birşey varsa o da evrenin büyüklüğü karşısında çok anlamsız olduğumuzdur. Bir karıncadan bile farkımızın olmadığını anlamak için dünyaya uzaydan bakmanız yeterli, hatta uçaktan bile baksanız ordan hiçbirimiz görünmüyoruz. O kadar anlamsız ve küçüğüz aslında, hiçbir anlamımız yok. Algıladığımız dünya da aslında beynimizde cereyan eden elektrik akımından başka birşey değildir. Vücudumuzdaki atomların her biri yüksek ihtimalle farklı yıldızlardan geliyor. Evrenin her yerinden izler taşıyoruz, öldüğümüzde de ödünç aldığımız bu atomları evrene geri vereceğiz.

Sıkıcı Hayat

Hayat çok sıkıcı.

Hep düşünmüşümdür, insanlar bu kadar içli dışlı mı olmalı diye, aslında olmamalı. İnsan şehir hayatında yaşamaya adapte olmuş bir canlı değildir, tüm diğer hayvanlar gibi doğada yaşamaya evrimleşmiştir. Şehir hayatında yaşamaya zorlanınca da stres, depresyon ve bunun gibi bir sürü nörolojik ve psikolojik hastalıklar türemiştir.

İnsan düşünmeden edemiyor bu kadar bilim, teknoloji gerçekten gerekli mi diye. Yaşayacağımız topu topu sadece 60-70 sene filan zaten, bunun da yarısını eğitim ve benzeri gereksiz zırvalıklara harcıyoruz! Eğitimin babasını aldık ama hayatımızın içine edince pek saygı duyamıyor insan…

Hayatta hep eksik birşeyler kalıyor. Kariyer yaparsın iş bulunmaz, iş bulursun özel hayat boktan olur, para gelir başka şeyler götürür! Ne bekleyebilir ki insan? Hayat çok boktan gercekten.

Hayatımızı ne kadar doğru düzgün yaşamaya çalışırsak o kadar batıyor. En iyisi hiçbir şeyi kurcalamamak ama o da zor! Aslında en iyisi toplumu sallamadan istediğimiz gibi yaşamak ama herkes yapamıyor onu da. İnsanları ilk görüşte tanımak/anlamak kolay değil, tanıdıktan sonra da iş işten geçmiş oluyor.

Hayatta hiçbir şeye şaşırmayacaksın, imkansız/olamaz dediğin şeyler dahi olasıdır. Herşeyin mümkün olduğunu unutmadığın zaman hayat daha kolay geçer. Çünkü insan dediğin canlı herşeyi yapabilir, kimin yaptığı hiç önemli değil, insan oldu mu her zaman tetikte olacaksın, hep aklının bir ucunda “acaba” düşüncesi eksik olmayacak. Ama işte insan kapılıyor bazen. İnsanlara olmasa da olayların akışına bir şekilde. Sonraki hersey domino taşı gibi zaten. Genelde öyle olur, ama en başında ilk taşın yıkılmasına izin vermezsen diğerleri de yıkılmaz. Ben mesela hiç tahmin etmediğim birşey başıma gelirse, yok artık deyip geçer giderim, çünkü probleme takılıp kalınca problem gittikçe büyür, ama sorunu kale almayıp yoluna devam edersen yok olur gider…

İhtimaller denizi

Hayat seçimlerden ibarettir.
Şimdi bir düşünün, dünyada sonsuz ihtimallerden sadece birini seçerek yaşıyoruz.

Sizin şu anda bu yazıyı okuyor olmanız bile bir seçimdir. Şu anda, tam şimdi başka bir şey yapıyor olabilirdiniz. Facebook sayfanızı kontrol edebilir, kalkıp bir çay alabilir, dışarıya çıkıp hava alabilirdiniz. Ama siz bunlardan hiçbirini
seçmeyip yazıyı okumaya devam ediyorsunuz. Tabi seçmediğiniz bütün ihtimalleri elemiş oluyorsunuz ve gerçekleşme ihtimalini sıfıra indirgemiş oluyorsunuz. Aynı anda birden fazla yerde olamayacağınız için sonsuz olasılıktan sadece bir tanesini gerçekleştirebilme şansınız var.

Ayrıca ihtimal dahilinde olup seçmeyi mantıklı bulmadığınız durumlar da vardır. Mesela şu anda gidip denize atlayıp yüzebilir, uçağa atlayıp Paris’e gidebilir, telefonu elinize alıp patronunuzu arayarak küfürler saydırabilirsiniz. Ama bu seçimler size mantıksız geldiği için gerçekleştirmiyorsunuz!

Şu anda bulunduğunuz konum sizin iyi veya kötü bir şekilde yapmış olduğunuz seçimlerin bir sonucudur. Sonuçta mantıklı olsun mantıksız olsun, aklınızda olsun veya olmasın, seçimler orada vardır ve sizin gerçekleştirip gerçekleştirmemenize bağlıdır.

%d blogcu bunu beğendi: