Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Eylül 2012

Herhangi bir durumda, karşı karşıya kaldığınız bir ikilemde, vermiş olduğunuz kararın gerçekten sizin kararınız olduğuna emin misiniz? Karşınıza çıkan A ve B seçeneklerinden hangisini seçeceğiniz bulunduğunuz çevre, internet, televizyon veya radyodan edindiğiniz bilgilerle mutlaka alakalıdır; fakat bence yediğiniz ve içtiğiniz gıdalar da bu kararlarda etkili olabilir. Bu kanıya varmamın en büyük nedeni, her ton balığı yediğimde çay mı içsem kahve mi içsem diye düşündüğümde, farkettim ki her seferinde bilinçsiz bir şekilde tercihimi çaydan yana kullanıyorum. Basit bir seçim gibi görünse de, diğer önemli kararları alırken de benzer etkenlere maruz kalıp, A seçeneği yerine B seçeneğini tercih ediyor olabiliriz. Ben artık ton balığı yediğimde, inadına kahve içiyorum. Günümüzde yediğimiz ve içtiğimiz neredeyse bütün gıdaların (kolalı içecekler, meyve suları, bisküvi, çikolata vs.), anormal derecede katkı maddeleri içerdiğini de göz önüne alırsak, verdiğimiz kararlarda Obama’nın bile parmağı olabilir 🙂 Bazı uzmanlara göre de (bu uzman tayfası nerede yaşıyor bir türlü konumlarını bulamadım şimdiye kadar), hayatımızla ilgili önemli kararlarımızı açık havada almalıymışız. Tabi beyin yeterli oksijen aldığı için verdiğimiz kararlar daha doğru olurmuş.

TV, internet, bilboard reklamları ve çevremizde gördüğümüz birçok etkeni ele aldığımızda, onların da aldığımız kararları etkilediğini hepimiz biliyoruz. Biliyoruz bilmesine fakat insanlar dizilere, filmlere, maçlara, bilgisayar oyunlarına kendini o kadar kaptırmış durumda ki, bu yoğun bombardıman içerisinde bildiklerini de unutmuş durumdalar. Yani artık o kadar tepkisiz hale gelmişlerdir ki, bilinçsiz bir şekilde izledikleri dizilerdeki moda ve kıyafetleri takip eder olmuşlardır. Oyuncların giydiği kıyafetlerin satışına yönelik ayrı bir sektör oluşmuştur. Öyle ki dizilerin çoğu artık dizi değil de defile olmuş durumda. Bunların yanında subliminal reklamcılığı duymayanınız da yoktur. Siz farketmeden bilinçaltına gönderilen çok kısa sinyaller ile istediklerini size satın aldırabilirler. Bir başka değişle kararı sizin yerinize birileri almış oluyor. Subliminal görüntülerin etkilerine ait şu ilginç Youtube videosunu izleyebilirsiniz.

Şiddet olaylarının temelinde de geliştirilen bilgisayar oyunları ve savaş filmleri yatıyor. Geliştirilen oyunların en sevilenleri savaş oyunları ise; yayınlanan dizi ve filmlerden en çok öldürme, işkence, aksiyon konulu olanlar ilgi görüyorsa, dünyanın savaşa sürüklenmesi ve savaşların hiç bitmemesine şaşırmamak gerekir. Aynı sebeplerden dolayı sokakta veya yolda birisinin başına kötü bir olay geldiğinde, insanların tepkisiz davranışlar sergilediklerini gözlemleyebilirsiniz. Neden tepkisizleştik? Çünkü insanların beyinleri herşeyi film seyreder gibi algılamaya başlamıştır, yine aynı sebetendir ki terör olaylarına karşı tepkiler eskisi kadar değildir. Beyinler artık düşünmeyi bırakmış, meydana gelen her olay film şeridinden ibaretmiş gibi algılanmaktadır.

Konuya bilimsel bir örnek de katalım. Bir parazitin insan davranışlarını şekillendirmede etkin olduğu düşünülüyor. Eğer uzaydan gelen bir virüs insan populasyonun yarısının beynini ele geçirse, onların nörokimyasını değiştirse ve onların normalden daha farklı davranmalarına hatta aklını kaçırmalarına yol açsa, muhtemelen hepimiz gazetelerde manşet olarak okurduk. Şaşırtıcı olan ise buna benzer bir durumun dünya farkında olmasa da gerçekleşiyor olabileceğidir. Toxoplasma gondii, uzaydan gelmiş olmamasına karşın oldukça yaygın ve sıtmaya yol açan Plasmodium patojeninin bir akrabasıdır. Dünyanın bazı bölgelerinde populasyonun %60’ını enfekte ettiği görülmüştür. Semptomları nezleden çok farklı olmasa da son bulgulara göre hastalığa yakalanan insanların davranışlarını tamamen değiştirdiği düşünülmektedir. Enfekte olan insanların diğer insanlara göre reaksiyon verme hızlarının daha düşük olduğu ve daha çok trafik kazasına karıştıkları görülmüştür. Ayrıca etkilenen insanlarda konsantrasyon eksikliği olduğu ve yeniliklere karşı daha ilgisiz oldukları tesbit edilmiştir. Toxoplasma enfeksiyonu yaşayan yaya ve sürücülerin trafik kazalarına neredeyse üç kat daha fazla karıştıklarını bulunmuştur (Kaynak: The Economist). Bu tür örnekler bize belli aşamada fikir verebilir fakat bazı araştırmacılara göre durum daha da vahim olabilir ve bütün toplumlar Toxoplasma ile belirli derecelerde etkileniyor olabilir. Toxoplasma’nın ne gibi etkileri olduğu ilerleyen araştırmalarla daha da açıklığa kavuşabilir. Fakat şu var ki bir parazit dünya kültürlerini şekillendiriyor olabilir.

Siz siz olun davranışlarınızdan ve kararlarınızdan o kadar da emin olmayın, kararlarınız size ait olmayabilir!

Reklamlar

Read Full Post »

Sabit bir işiniz olursa, sabit bir yerde yaşamak zorunda kalırsınız. Gitmek istediğiniz yerlere gidemezsiniz, gezmek istediğiniz yerleri gezemezsiniz. Yapabileceğiniz tek şey yıllık izinde belirlediğiniz bir yerde tatilinizi geçirmektir. O da aşağı yukarı 20 yılda, 20 farklı yer demektir. Tabi bu yerlerin çoğu yurtiçi olacağı için büyük olasılıkla dünyanın geri kalanını görme fırsatı da bulamayacaksınız demektir. Hayallerinizi emeklilik yıllarınıza saklarsınız fakat çoluk çocuk derken, başka dertlerden dolayı o fırsatı da yakalayamaz, belirli bir coğrafyada yaşayıp bu dünyadan göç edip gidersiniz. Ha, uçuk bir maaşınız olur, 2 haftada bir yurt dışına gidip gezme imkanınız da olabilir. Ama bu uçuk maaş çoğu insan için de uçuk bir olasılıktır, yani herkese nasip olmaz. Çünkü çalışmaya başladığınız şirket, CEO gibi yüksek kademede bir yönetici olmadığınız sürece hiçbir zaman size bu imkanı tanımaz. Düşük maaşla tüm işlerini yaptırabilen hangi patron sizinle karını paylaşmak ister ki? Her durumda da başkası için çalıştığınız için finansal olarak rahat olsanız dahi istediğiniz yere gidemezsiniz. Her pazartesi günü sabah işyerinizde olmak zorundasınız! Neden? Çünkü siz zamanınızı, hayatınızdaki en değerli varlığınızı, ne idüğü belirsiz bir iş karşılığında sattığınız için.

İnsanın finansal olarak özgür olabileceği ve istediği zaman istediği yerlere gidebileceği, yani bulunduğu konumdan bağımsız bir işi veya geliri olmalıdır. Bunu da şu anda çalışmakta olduğunuz sabit işlerin hiçbirisi ile gerçekleştiremezsiniz! Bunun önüne geçebilmenin ilk şartı daha üniversiteye başladığınızdan itibaren (her ne kadar en başta üniversiteye girmek bir saçmalık olsa da, size belirli bir vizyon kazandırır), kazandığınız bölüm üzerinde değil de daha özgür olacağınız bir alanda uzmanlaşmanızdır. “İyi bir üniversitede iyi bir bölüm kazanıp mezun olduğunda iyi bir iş bulabilirsin” ifadesi de size okul hayatınızın başlangıcından itibaren öğretilen bir yalandır. O yalana inanmalısınız ki ileride iyi bir modern köle olabilesiniz!

Üniversite sınavında kazandığınız bölüm ne olursa olsun, sizi tek bir konuda uzmanlaştıracaktır: ne kadar mükemmel bir işçi olacağınız! Hatta not ortalamanız ne kadar yüksek olursa o kadar iyi bir sistem kölesi olursunuz. Çünkü diğerleri başka konularla ilgilenip düşük ortalama yaparken, siz tek bir konuya odaklanıp uzmanlaşıyorsunuz demektir. Bu uzmanlaşma sürecinde yüksek ortalama yapmak için de hocaların her istediğini yapıyorsunuz demektir, yani itaat etmeyi çok iyi öğreniyorsunuz. Haliyle çerçeveniz daha güzel çizilmiş oluyor ve mezun olduğunuzda daha kolay iş bulabilirsiniz. İşverenler için tek bir konuda uzmanlaşmış ve her söyleneni yapan birisi kadar iyi bir çalışan olabilir mi? Buradan şu sonucu da çıkarabiliriz: Zeki insanlar çok daha iyi çalışan olur, tabi zeki insanların yüksek not ortalamasına sahip olduğunu farz edersek. Benim şimdiye kadar tanıdığım ve zeki olarak tanımladığım insanların hiçbirinin yüksek not ortalaması bulunmuyor.

Sahip olduğunuz meslek, mezun olduğunuzda her halükarda sizi bir noktaya çivileyecektir. Bunun yanında, üniversiteden mezun olduğunuzda ve mesleğinizi elinize aldığınızda, başvurduğunuz birçok işyeri sizden tecrübe isteyecektir! Tecrübesiz olduğunuz için de sizi düşük bir maaşla işe alacaklardır. Mezun olduğunuzda nasılsa tecrübesiz olacağınıza göre, bu tecrübeyi neden kendi işinizi kurarak edinmeyesiniz ki? İnsan istediği konuda uzmanlaşabilir! Sabit bir işte çalışmanız, sizin zamanla o konuda uzmanlaşmanızı sağlar. Kendi kuracağınız bir işte uzmanlaşmanız da pekala kendi işinizde uzmanlaşmanızı sağlayabilir. Patronların emirlerine katlanarak tecrübe edineceğinize, kendinizi kendi işinizde pişirin.

Her zaman için bir çıkış yolu vardır. Fakat çalıştığınız iş yerinde kaldığınız sürece bu yolu bulamazsınız. Çünkü bir iş yerinde çalışırken, ne güzel işim var deyip buna kafa yormazsınız veya patronunuzu zengin etmekle meşgul olacağınız için zaten bunu düşünecek fırsatınız olmaz.

Read Full Post »

%d blogcu bunu beğendi: